Nisan 2010 Bülteni
 
 

KENDİMİZ HAKKINDAKİ DÜŞÜNCELERİMİZ BİR YANSIMA MIDIR?
 

Emre Konuk, 11 Nisan tarihli İşte İnsan’daki “Ben Kimim?” başlıklı yazısında şöyle diyor; “Ormana terk edilmiş vahşi bir çocuk olmadığımız sürece, çevremizde hep insanlar var ve her zaman ister istemez sözlü veya sözsüz iletişim halindeyiz. Birçok farklı ortama  giriyor, değişik gruplara dahil oluyor ve her ortamda etkileşim içinde oluyoruz. Benlik duygusunu bu etkileşim ve iletişim oluşturuyor”.

 

“Sen nasıl birisin?” sorusunun cevabını kişinin kendisi için bulmasının oldukça zor ve çaba gerektiren bir arayış olduğunu vurgularken, insanın bunun için bir aynaya baktığını ama duvarda asılı olan değil, her etkileşimde başka kişilerin ona tuttuğu aynaya baktığını anlatıyor.

“Ayna benlik” kavramını ortaya atan  ilk kişi olarak belirttiği Charles Cooley’den bu kavramın benlik oluşumundaki üç önemli unsurunu sıralıyor;

  • Başkalarına nasıl göründüğümüzü kafamızda canlandırırız
  • Bu canlandırdığımız görüntünün başkaları tarafından nasıl yargılandığını canlandırırız
  • Bu canlandırdığımız yargılar ile benliğimizi oluştururuz

“Bu şekilde kendi hakkımızdaki düşüncelerimiz aslında başkalarının bizim hakkımızda ne düşündüklerini düşünmemiz ile oluşur” diyerek yazısının bu bölümünü bitiriyor.

Emre Konuk bu yazıyı yazarken dış görünüş ile pozitif psikoloji arasındaki ilgiyi düşündü mü? bilmiyorum ama bence yazı dış görünüşün ne kadar önemli olabileceğini çok güzel anlatıyor. Gerçek şu dur ki; dış görünüş terfi veya kişinin sözünü dinletmesi için önemlidir ama en önemli etkisi kişinin kendine özsaygısı ve özgüveni üzerinedir. Neden mi? İnsanların bizim hakkımızdaki düşüncelerini oluşturduğu ilk şey olması nedeniyle. Aslında dahası da var; iyi göründüğümüz zaman, yani başkalarının bize tuttuğu değil, duvarda asılı olan aynadaki görüntümüzden de memnun olduğumuz zaman kendimizi iyi hissederiz, çevreye olumlu mesajlar verir, çevremizden gelişmemiz için bir bakıma temel gıda diyebileceğimiz olumlu geri bildirimi alır ve ileriye doğru gelişen olumlu bir döngü içine gireriz.

Tabii bu döngüyü ters çalıştırarark zaman zaman kişinin yaşamının olumsuz bir kısır döngü içine sokması da  mümkündür. Olumlu geri bildirim almamak, kendini kötü hissetmek, kendinle barışık olmamak, dolayısıyla kötü görünmek vb. gibi. Nedense böyle zamanlar her işimizin de ters gittiği zamanlardır...

İşte kişinin kendine bakması, iyi görünmesi, çevreye olumlu mesajlar vermesi bir bakıma bu kısır döngüden çıkma şansını verir.

Hep aynı şeyleri yapıp, değişik sonuçlar beklemek çılgınlığın tanımıdır” diyor Albert Einstein.  Kısır döngüden çıkmak için değişik bir şeyler yapma fırsatını neden kullanmayalım?

“Renk ve stil analizlerinin en çarpıcı özelliği kendinizle ilgili şimdiye kadar farkında olmadığınız bir çok yönünüzü keşfetmenizi, farklılıklarınızı ortaya çıkarmanızı sağlamasıdır. Sonuçta hepimiz bir bireyiz ve hepimiz  farklıyız.  Amaç kim olduğunuzu yansıtacak renk ve giysilerin bulunması - aslında  şaşırtıcı olduğu kadar eğlenceli olan bu süreç kendinizi keşfetme yolculuğunuzun önemli bir bölümü olabilir.”

GİYSİLER MARKANIZIN AMBALAJIDIR-  KİM OLDUĞUNUZU YANSITMALIDIR

İmaj Danışmanı olarak misyonumu “Kurumsalve kişisel  markalaşma sürecinde kişisel potansiyelin ortaya çıkarılması ve en iyi şekilde kullanılmasıdır” diye tanımlayabilirim.  Bu nedenle verdiğim servisler kişinin gerçek potansiyelini önce kendisinin keşfetmesine ve sözsüz iletişim tekniklerini en iyi şekilde kullanmasına yöneliktir.

Emre Konuk’un da yukarıda bahsi geçen yazısında belirttiği gibi çevremizle sürekli sözlü ve sözsüz iletişim içindeyiz. Bu iletişimin sonunda kendimiz hakkında bazı bilgileri karşı tarafa veririz.  Aslında  ne söylediğimiz olan sözlü iletişimden çok, nasıl söylediğimiz diyebileceğimiz sözsüz iletişim çevremizin bizi algılamasında önemli rol oynar. Tavır, davranışlar, vücut dili ve giyim hepsi sözsüz iletişimin parçalarıdır.

Bunların arasında, belki uygulaması ve olumlu sonuç alması en kolay olması, belki de gündelik hayattaki popularitesi nedeniyle genellikle en ilgi çekici bulunan giyimdir. İlk izlenimde de en büyük rolü  giyim oynar. Hangi ortamda ne giyileceği bazen büyük bir merak konusu olabilir. Herkes ilaç gibi sihirli bir formül ister. Neyi, nerede, nasıl giymeli?" ve "neyi, neyle giymeli? " gibi soruların cevabını arayanlar için yazılan yazı ve kitap sayısı da oldukça fazladır.

Ortama uygun giyinmek tabii ki çok önemlidir, kişi her zaman ortama uygun giyinmelidir ama bunu yaparken kendisinin kim olduğunu yansıtacak giyisleri giymeye de özen göstermelidir.  Unutmayın sadece hangi ortamda, hangi pozisyonda ne giyilmeli, hatalar nasıl kapatılmalı sorularına odaklı giyim yaklaşımı, asıl önemli olan giysinin içindeki kişiyi önemsemediği gibi karşı tarafa da yaratıcılıktan uzak, hatta sıkıcı mesajını verebilir. Böyle durumlarda kendinizi de o giysi içinde rahat hissetmezsiniz, duygularınız biraz da kendinizi iyi ifade edemediğinizde veya gerçeği söyleyemediğinizde hissettiklerinize benzer.  

Aslında iş hayatında bir çok meslek grubu için ”sonunda giyilen üniformadır, bunu bu kadar irdelemeye ne gerek var” diyebilirsiniz.  Doğru ama iş hayatında herkesin üniformayı kendi tarzına uygun yorumlama özgürlüğü vardır. Örneğin kumaşın yapısı, kullandığınız desenler, aksesuarların tarzı, giysilerin kesimi gibi bir çok şey sizin seçeneğiniz olabilir.

Dikkat edin sinema dünyasının değişik imajlar yaratmak için kullandığı en önemli araçlardan biri de giysilerdir. Sarah Jessica Parker 82. Oscar ödül töreninde, en iyi kostüm tasarımcısını anons ederken, “filmlerde giyilen kostümlerdeki ince detayların oynayan karakterin kimliğini  belirlediğini” boşuna söylemedi.

İkbal Oakley
www.ikbaloakley.com
Tel:    0212 2397056
Gsm:  0532 4366696