Yaşam Kalitesi ve İhtiyaçlar

yasam kalitesi

“Eğer hayattaki temel hedefiniz yaşam standardınızı yükseltmekse, yaşam kaliteniz hiç bir zaman gelişmez, ama eğer bir numaralı hedefiniz yaşam kaliteniz ise yaşam standardınız da istikrarla gelişir”   Zig Ziglar

Bir yıl daha hızla geçiyor. Bir çoğumuz iş yoğunluğu arasında tatil bile yapmaya fırsat bulamazken, yaşam kalitesinden bahsetmek Türkiye şartlarında lükstür diye düşünebiliriz.

Her şeyden önce temel ihtiyacımız olan can güvenliğimizden ne kadar emin olabiliyoruz? Trafik kazalarını artık neredeyse kanıksadık. Kan davaları, kaza kurşunları, kesinlik kazanması için depremi bekleyen, ruhsatsız binaların neden olduğu ölümler, İstanbul’un en merkezi yerinde bile görebileceğiniz, yangın çıkışı olmayan gökdelenler…

Ülkemizde insan hayatının bu kadar ucuz olması kaderimiz mi? Yaşam kalitesinden söz etmek bir yana en temel ihtiyaç can güvenliğimizden emin olamıyoruz. Bir an için aklıma ünlü Amerikalı psikolog Abraham Maslow’un ihtiyaçlar teorisi geldi.

Maslow’un İhtiyaçlar Hiyerarşisi Kuramı’na göre, insan ihtiyaçları beş temel kategoriye ayrılır: fizyolojik, güvenlik, sevgi, saygı ve kendini gerçekleştirme.  Maslow’a göre: insanlar  hiyerarşik olarak en alttaki ihtiyaçların karşılanmasının ardından, sıradaki bir üst kategoriye doğru yönelir.

Bu kurama göre bizim Türkiye şartlarında,  hiyerarşinin başında fizyolojik ve güvenlik olarak belirtilen, ilk iki seviyenin ötesine geçmemiz pek mümkün değil.

Bu teorinin bizi götürdüğü bir başka sonuç da, toplumumuzda ilk iki temel ihtiyacın üstünde tasarlanan hiç bir ürünün fazla şansı olmadığıdır. Nitekim, Türkiye için lüks olarak nitelendirdiğimiz birçok şeyi düşünürsek, bizlerin de Maslow’un teorisini bilerek veya bilmeyerek uyguladığımızı söyleyebiliriz.

Ancak,  bu  teorinin doğruluğunun psikoloji alanında tartışıldığını da unutmamak gerekir. Bireyin tüm ihtiyaçlara hiyerarşik sırayla değil; ama hepsine birden gereksinimi olduğu, aksi takdirde mutlu olamayacağı, uzmanlar tarafından getirilen eleştirel yaklaşımdır.

Şüphesiz, her bireyin sevilmeye, sayılmaya ve kendini ispatlamaya ihtiyacı vardır; ama, tabii ki öncelik sırası fizyolojik ve güvenlik ihtiyaçlarının hangi boyutta olduğuyla ilgilidir. Türkiye’de de nüfusun önemli bir kısmı için, sevilmek, sayılmak ve kendini gerçekleştirmek, en az karnını doyurmak ve emniyet de olmak kadar önemlidir.

Bizler hobi, tatil, sadece kendimize ayırdığımız zaman gibi, özsaygı için önemli olan birçok şeyi lüks diye tanımlarken, farkında olmadan, kendimizi mutluluğumuzu kısıtlayan bir kısır döngü içine sokuyoruz. Eğer sevdiğimiz işi yapıyorsak bir derece; ama yaptığımız işi de sevmiyorsak, para kazanmanın temel amacı sadece fizyolojik ve güvenlik gibi temel ihtiyaçları karşılamak oluyor. Toplumumuzda kişisel tatminsizlik duygusunun artması, evlilik ilişkilerinin giderek bozulması bir tesadüf değil, yaratılan durumun doğal sonuçlarıdır.

“Yöneticilerimiz”, medyanın desteğiyle de, “toplumun nabzına göre şerbet” veriyor; biz de kendimize, niye yıllardır bu durumda olduğumuzu, “ileri medeniyetler” seviyesine bir türlü çıkamadığımızı soruyoruz.

Bu durumu değişitirmek mümkün mü? Değişiklik yapabilir miyiz?

Belki de değişikliğe önce kendimizden ve yakın çevremizden başlayabiliriz.

Kendimize değer verelim. Sadece yaşam standardımızı değil, yoğun tempo içinde sıklıkla unuttuğumuz yaşam kalitemizi de yükseltmeyi hedefleyelim.

Her birimiz yetkili bulunduğumuz alanlarda öz saygı ve sevgiyi daha fazla işleyelim, çevremizde daha da yaygınlaşmasını sağlayalım, toplumsal projelerle destekleyelim.

Bakın çevremizde ne kadar farklı bir dünya yaratacağız.

You can leave a response, or trackback from your own site.

Leave a Reply